Türkiye'nin Suyu ve Yönetimi

Türkiye'de Su Kalitesi

Ülkemizde Suyun Yönetimi

Türkiye'nin Tatlı Suları

Su kalitesi, en basit şekliyle, özellikle yüzey veya yer altı sularının, farklı amaçlar için kullanımının (içme, tarımsal sulama, sanayi vb.)  uygun olup olmadığının ölçülmesi olarak tanımlanabilir. Burada adı geçen ölçümler, suyun, uluslararası standartlar çerçevesinde belirlenmiş bazı fiziksel, kimyasal ve biyolojik parametrelerinin analiz edilerek belirlenmesine dayanmaktadır. Diğer bir ifade ile herhangi bir su varlığından alınan su örneklerinde analiz edilen parametreler belirli değerlerin altında ve / veya üstünde ise o suyun kirlendiği ortaya konulmuş olur. 

 

Buna karşılık, “su kirlenmesi / kirliliği” ise bazı maddelerin / materyallerin göl, nehir, deniz, okyanus veya yer altı su varlıklarına karışması sonucunda, o suların hem insanların hem de ekolojik sistemlerin kullanımında sağladığı yararların sekteye uğraması olarak ifade edilebilir. Burada sözü edilen maddeler arasında kanalizasyon atıkları, zehirli endüstriyel kimyasallar, ağır metaller, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinden gelen gübreler ve ilaçlar ile doğal arazilerin bozulmasıyla taşınan topraklar başı çekmektedir. Anlaşılacağı üzere, bu maddelerin, su varlıklarında kirliliğe ve dolayısıyla su kalitesinin bozulmasına neden olacak derecede aşırı miktarlarda üretilmesinin tek nedeni insan kaynaklı faaliyetlerdir.

 

Kaynağına göre sınıflandırıldığında su kirliliği, “noktasal” ve “noktasal olmayan / yayılı” olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Noktasal olanlarda, kirliliğe neden olan atıkların su varlıklarına giriş yaptığı noktaların açıkça görüldüğü yerlerdir (örn: fabrikalar, maden sahaları vb.). Buna karşılık, noktasal olmayan veya yayılı kirlilik ise kirliliğe neden olan maddelerin çıktığı yerin tespit edilemediği yayılı kaynaklardır. Örneğin, tarım alanları gibi geniş alanlarda kirliliğe neden olan unsurlar özellikle yağışlarla beraber yayılır ve hem su hem de toprak varlıklarını kirletir.

 

Genel olarak ele alındığında, su kirliliği ve bununla bağlantılı olarak meydana gelen su kalitesindeki azalma ile hem insan sağlığı hem de doğal ekosistemlerin işlevleri ciddi risklerle karşı karşıya kalabilmektedir. Nüfus artışı ve şehirleşmenin genişlemesi, endüstrileşme, tarımsal kirlilik ile beraber özellikle içme ve kullanma suyumuzun kaynağı olan tatlı su varlıklarının (akarsular, göller ve yer altı suları) kirlenmesi küresel bir sorun halini almıştır. Bunlara ek olarak, son yıllarda etkisini arttıran küresel ısınma sonucunda denizlerin / okyanusların ısınması, deniz seviyesinin yükselmesi ve buharlaşmanın artışına bağlı olarak tuzluluğun artması vb. değişimler, özellikle denizel sistemlerdeki su kalitesinin de farklılaşmasına, bu durumun da birçok canlı türü için yaşam alanlarını kaybetmeleri anlamına geldiği de rapor edilmektedir.

 

Su kalitesinin bozulmasından en fazla etkilenecek alanlar arasında nüfus yoğunluğu yüksek ve az gelişmiş veya gelişmekte olan bölgeler sayılabilir. Örneğin, 1990’lı yıllardan bu yana özellikle Afrika, Asya ve Güney Amerika’da yer alan neredeyse tüm büyük nehirlerde su kalitesinin giderek kötüleştiği bildirilmektedir. Yapılan hesaplamalarda, küresel ölçekte, endüstriyel ve evsel atık suların %80’i herhangi bir arıtıma tabi tutulmadan çevreye atılmakta, bunun sonucunda da su kalitesinin bozulmasına bağlı olarak insan ve ekosistemlerin sağlığında ciddi olumsuzluklar yaşanmaktadır.

  

Su kalitesinin belirlenmesinde bazı parametreler oldukça önemlidir ve o suyun kullanım amacına göre suyun kalitesiyle ilgili çok şey ifade ederler. Örneğin, içme suyuna kanalizasyon atıklarının karışması ile insanlarda ve özellikle çocuklarda çeşitli hastalıklara neden olan patojenler vücuda alınmış olur. İşte burada patojen bakteriler veya bazı virüslerin sularda bulunup bulunmadığını ortaya koyan mikrobiyolojik analizler önemli olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre su kirliliğinden dolayı aslında tedavi edilebilir bir rahatsızlık olan ishal nedeniyle dünya genelinde her yıl 2 milyon insan -bunun 1,6 milyonu çocuklardır- yaşamını yitirmektedir.

 

Öte yandan, bir göl ekosistemine aşırı miktarda azot veya fosfor içerikli atıkların ulaşması ortamda alg patlamasına ve bu da sistemdeki oksijenin hızla tükenerek göldeki diğer canlıların yaşamlarını sekteye uğratmasına neden olabilir. Diğer bir ifade ile su varlıkları, özellikle antropojenik (insan) kökenli faaliyetler sonucunda ortamlarına ulaşan çeşitli bileşenlerden dolayı yapı itibari ile dinamik ve değişken özellik göstermektedirler. Bu nedenle de su varlıklarının kalite ve kirlilik durumlarının gerekli izlemelerle takip edilmesi ve potansiyel tehlikelerin su varlıklarına ulaşmadan saptanması ve / veya önlenmesi gerekmektedir. Genel olarak, izleme sistemleri, su miktar ve kalitesindeki değişimlerin tespiti, kirleticilerin belirlenmesi, yerüstü, yer altı ve atık sular üzerindeki baskıların ortaya konulması vb. değişik amaçlara yönelik olarak değerlendirilir. Su kalitesi / su kirliliği, daha çok yerinde ölçümler ve / veya kaynağında alınan su örneklerinin laboratuvarda analizi ve incelenmesi ile belirlenmektedir.

Ülkemizin karaları üzerine düşen yıllık ortalama 574 mm civarındaki bu yağış, yılda ortalama 450 milyar m³ gibi büyük miktarda bir su üretimi anlamına gelir. Düşen bu yağışın yaklaşık %55’i (247,5 milyar m³) buharlaşma ve terleme yoluyla atmosfere geri döner ve ancak bundan sonra kalan sular akarsularımızı, göllerimizi, yer altı su varlıklarımızı ve barajlarımızı besleyerek aslında yaşam için hayati öneme sahip olan tatlı su varlıklarımızın devamlılığını sağlarlar. Yağışlar sonucunda tüm 25 havzamızda üretilen toplam tatlı su varlığı içerisinde, günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, ancak 112 milyar m³’lük bir kısmı potansiyel olarak kullanılabilir. DSİ verilerine göre 2020 yılında bu potansiyel miktar içinden 44 milyar m³’ü (%77) tarımsal sulama ve 13 milyar m³’ü (%23) ise içme-kullanma ve sanayi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Bu verilere göre Türkiye 2020 yılı koşullarında su potansiyelinin ancak 57 milyar m³’ünü kullanılabilmektedir.

 

Türkiye’de belirlenen 25 su havzasının her birinde ortalama yıllık yağış miktarları ve havza alanları aynı olmadığından, doğal olarak havzaların ürettikleri su verimleri ve su potansiyelleri de farklı olmaktadır. Örneğin, Fırat - Dicle Havzası 52,94 milyar m³ ile ülkemizde en fazla su verimine sahip olan yağış havzasıdır ki bu miktar toplam ülke su potansiyelinin yaklaşık %28.5’ine eşittir. Buna karşılık, Akarçay ve Burdur Gölü Havzaları ise sırasıyla 0,49 milyar m³ ve 0,50 milyar m³ ile su potansiyeli en düşük havzalardır. Ülkemiz yeterli su varlıklarına sahip gibi görünse de her havzaya aynı miktarlarda ve aynı mevsimlerde yağış düşmemekte ve bu nedenle de bazı havzalarda (örn: Konya Kapalı Havzası gibi) su varlıklarına duyulan ihtiyaç karşılanamamaktadır.

 

Küresel ölçekte değerlendirildiğinde yüzeysel tatlı su varlığının en fazla bulunduğu sistemler akarsular, göller ve sulak alanlardır. Bu sistemler arasında göller ise ilk sırada yer alır ve su varlıklarının devamlılığı için oldukça önemli bir role sahiptirler. Bizim ülkemizde de Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü verilerine göre tespit edilen 320 adet doğal göl bulunmaktadır. Göllerimiz arasında en büyükleri Van Gölü (3.713 km²), Tuz Gölü ( 1.300 km²), Beyşehir Gölü (656 km²) ve Eğirdir Gölü (482 km²) olarak sıralanır ancak ne yazık ki önemli tatlı su varlıklarımız olan bu sistemler son yıllarda hem yönetimsel yanlışlar hem de küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ile kurumakta ve/veya kirlenmektedirler.

 

Ülkelerin veya havzaların kişi başına düşen su varlığı, yeterli su varlığına sahip olup olmadıkları için kullanılan bir göstergedir. Bu amaçla en çok kullanılan sınıflama yöntemi ise 1989'da İsveçli su uzmanı Malin Falkenmark’ın geliştirdiği Falkenmark Göstergesi’dir. Buna göre 1.700 m³ / kişi / yıl’dan daha az suya sahip olanlar su stresi,  1.000 m³ / kişi / yıl değerinin altındakiler su kıtlığı, 500 m³ / kişi / yıl’dan daha az olanlar ise yaşam için gerekli suyun yetersiz olduğu kesin su kıtlığı çeken ülke / bölge olarak sınıflandırılmaktadır.

 

DSİ’nin 2020 yılı Toprak ve Su Kaynakları Raporuna göre (TÜİK’in 31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 83 milyon 614 bin 362 kişi olan nüfusu ile yıllık kullanılabilir su potansiyelinin 112 milyar m³ baz alındığında) ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2020 yılı için 1.339 m³ olmaktadır. Bu durumda, Falkenmark Gostergesi’ne göre Türkiye, su stresi yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır.

 

DSİ’nin 2007 yılı verilerine göre; Çoruh, Ergene, Batı Akdeniz, Aras Havzaları “yeterli suya” sahipken, Susurluk, Gediz, Büyük Menderes, Batı-Orta Karadeniz, Seyhan, Ceyhan Havzaları “su stresi”, Sakarya Havzası “su kıtlığı”, Marmara ve Küçük Menderes Havzaları ise “mutlak su kıtlığı” çeken havzalarımızdır.

 

Kaynaklar:

 

1. USGS. (2001). A Primer on Water Quality. USGS. Erişim tarihi 2022, erişim adresi

https://pubs.usgs.gov/fs/fs-027-01/pdf/FS-027-01.pdf

 

2. Nathanson, J. A. (2010). Water pollution. Encyclopedia Britannica. Erişim tarihi 2022,

erişim adresi https://www.britannica.com/science/water-pollution

 

3. WWF. (2014). Türkiye’nin Su Riskleri Raporu. WWF-Türkiye. Erişim tarihi 2022, erişim

adresi http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/turkiyenin_

su_riskleri__raporu_web.pdf

 

4. Birleşmiş Milletler. (2018). Dünya Su Gelişimi Raporu World Water Development Report 2018. UN-Water. Erişim tarihi 2022, erişim adresi

https://www.unwater.org/publications/world-water-development-report-2018/

 

5. Selek, Z., & Karaarslan, Y. (2019). Ekosistem Esaslı Su Kalitesi Yönetimi. T.C. Tarım ve Orman

Bakanlığı. Erişim tarihi 2022, erişim adresi

https://www.tarimorman.gov.tr/SYGM/Belgeler/Ekosistem%20Esasl%C4%B1%20Su

20Kalitesi.pdf

 

6. T.C. Kalkınma Bakanlığı. (2017). Özel İhtisas Komisyonu Raporu: Tarımda Toprak Ve Suyun

Sürdürülebilir Kullanımı: On Birinci Kalkınma Planı (2019–2023). T.C.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. Erişim tarihi 2022, erişim adresi

https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2021/02/On_Birinci_Kalkinma_Plani_

 

7. Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü. (2020). Türkiye Çevre

Sorunları ve Öncelikleri Raporu. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı.

Erişim tarihi 2022, erişim adresi

https://ced.csb.gov.tr/turkiye-cevre-sorunlari-ve-oncelikleri-raporu-i-82679

 

Paylaş